« Önceki |

3/4/2009

uyu

huzurla uyu melek...
seni düşünen biri var uçurum dolaylarında..
ne yaptığından, bugün ne içtiğinden haberi olan biri...
ve bu gece kiminle uyudugundan..
kime "gitme" kime "geri dön" dediğinden
haberi olan biri...

sen uyu huzurla...
senin yerine ben omuzlarım herşeyi
koca şehrin yalnızlığını içerim
yanağımda şarap kızılıyla
başkalarının fahişesi olurum.
senin yerine..

uyu çocuk...
gitme vakti geldiğinde
omuzların ağırlaşacak sebebsiz.
bir uçurum kenarında kalacaksın.
yanakların kızaracak nedeni belirsiz..
bana yüklediklerini,
sana bırakıp gideceğim çünkü..
gittiğimi hiç anlamayacaksın.
şimdi senden yanayken hayat, zaman
huzurla uyu...

4/2/2009

çocukluktu

 

Sen beni değil bendeki kendini sevdin! Bu yüzdendi beni bırakamayışın, ben her gittiğimde kendinden gidişlerin…

Şimdi yine gidiyorum. Senden habersiz. Karanlık otobüs camlarına bakıp son kez ağlayacağım. Son kez gideceğim bu şehirden… Umutlarım seninle birlikte o evde yaşayacak sana hiç belli etmeden.

“daha az seviyorsun”  diye kızardın bana. Ben seni çok sevdim ama sen bilmedin. Kendini çok sevdiğin için beni az seven sendin.

Belki burada olsan yine kızardın gidiyorum diye. Ama anlamadın. Ben gitmedim hiç. Giden sendin. Terk etmek sana göre değildi sadece. Ben olmazsam kendini göremeyecek, tutunamayacaktın… öyle sandın. Ben gittim ya da sen… ne fark eder ki. Tutunamayan ben oldum. Sana yalan söylemeyeceğim. Senden sonra da sevdim onlarda hep seni arayarak. ve bir kedi aldım. Tarçının huylarını taşıyor. Onu da burada bırakıyorum. Onda bile sen varsın çünkü. Ama bende değilsin.

Biliyordun gideceğimi, gideceğini… Yalanlara gerek yoktu sevgilim. Sana kızdığım tek şey bu. Artık evlenmiş olmana bile kızmıyorum.

Ben sende kendimi değil sadece seni sevdim. Çocuktuk belki… Bu yüzden çok incindik. Ama yıllar sonra bile tüm incinmeler tazeyse eğer, inan bana bir kez daha gitmek gerek.

Ama biliyor musun? En son sen varken çocuktum ben, en son 19 um da çocuktum.çocukluğum sana emanet sevgilim…

Hoşça kal…

17/10/2008

sevenler üzerine




    sevenler üzerine

  kimileri sevmek için gelir dünyaya.öyle sadece birini değil, herşeyi sevmek için!
kelebekleri,zamanı,zamansızlığı,kedileri,denizi,gemileri,yağmuru,ayakkabı boyacılarını,
sokak çocuklarını...ve bu herşeye öylesine bağlıdırlar ki asla ihanet etmezler.
edemezler! ne eski kıyafetlerini ne de yırtılmış sinema biletlerini atabilirler.
incinseler bile kimseyi çıkaramazlar o koca dünyalarından. yalnız kalmaktan ölesiye korkarlar. hiç yalnız da kalmazlar aslında,yanlarında sevgilerini umarsızca tüketecek aç akbabalar gibi bekleyen birileri muhakkak vardır. ama içten içe yalnızdırlar. dünyanın en yalnız adamı ve ya kadını yine de onlardır. gece başlarını yastığa koyduklarında uyku arka kapıdan gizlice kaçar gider. ağır gelir düşünceler ve bir bir yastığa konur.önce pişmalıklar irdelenir,özlenenler yad edilir,hayallerse hiç son bulmaz..sonra kalkıp bir sigara daha içer her yeni nefeste yeni sözler verilir kendine. "sigarayı bırakacağım" la başlar bu sözler.vicdan biraz hafifler,yastık biraz hafifler. vakit denilen o atlı sabaha ulaşmak üzereyken gözler kapanır. şafak göreceli bir kavram değil midir zaten..
   yeni bir güne uyandıklarında ise içlerinde gecenin kırgınlığı ya da yenilerin umutları vardır. en kötüsü de kırgın uyanmaktır. kim demişse saçmalamış ,"uyuyunca unutulur kederler" diye. yine yeniden herşeyiyle bir gün daha başlar. tarihleri birbirine karışmış günlerden biri daha. sevmeye devam ederler yorulmaksızın. denizi izler bir çay içer gülümserler, çiçek satan kadınların hayatını dinler "ah bu şehir..." derler birlikte.
    sevgileri o kadar fazlalaşır ki.sığmaz bu herşeye.artık içlerinde hep bir aşk taşımaya başlarlar. pencere buğusuna çizilen çöp adamlarda bile o aşkın izi vardır. bir şarkı da hüzünlenirken,bir çocuğu öperken,özlerken,ağlarken,sevişirken,film izlerken,yürürken hep bir aşkın izi... fazladır bu insanoğluna. ama sevgin aşka döndüğünde tek şeritli bir yola girmişsindir.geri dönüşü yoktur. ya gideceksin,ya öleceksin... aşk fısıldar "ölüm kolay,savaşmalısın!" ve düşe kalka yaşarlar bu hayatı. içlerinde her geçen gün mikroplu bir hastalık büyür durur,aşk yayılır tüm vücuda. öyle bir derttir ki bu devası bir başka bedende gizlidir. bir başka ruhta gizlidir. "bir" olmaya hazır olmayan niceleri gelir gider. her giden bu hastalıktan biraz götürür. ama azalmaz aşk.gidenlerin açtığı boşluklar daha ızdıraplı bir halde dolar. gerçeği bulmak isterler ama korkarlar gerçek geldiği an bir daha aynı kişi olamayacaklar. acıdan ödün verecekler. o mikrobu hakedenlerden de ,sanki çok değerliymiş gibi saklarlar. yine kendileri ve aşklarıyla başbaşa kalırlar.
   onlar hayatı tüm soğukluğuyla bütün zerrelerinde yaşarlar. "keşke" ler ile dolu sayfalar onları üzmez.çünkü bilirler bir daha gelseler bu yaşama yine aynı kişi olacaklar.
   yalnızlığın bile iki kişilik oldugu bu şehirde aşk onlar için hep tek kişiliktir. ama umutları, sevgileri  ve gülümsemeleri hiç tükenmez.

18/6/2008

hiçbirşey

hiç bir şeyde anlatmadın mı ilk yaranı?
ve sonra susmadın mı herşeyde...
suçlanan sen değil miydin?
neden kirlendim ben peki...
elbiselerim yoktu benim,
sana yalan söyleyecek ağzım yoktu...
uzunca zamandır gözlerin aktı içime.
yalan yoktu...
ama o herşeyin ardına gizlenmiş korkaklığın,
bir akşam üzeri yalnız doğmuş bir kedinin,
aç sevgisi gibi kanattı beni.
o günden sonra sevgim bir fahişeydi artık!
ve ben ağlayanlara bir duvardım.
senin sevginse...
avuçlarıma dokunup kaçıveren yaşların gibiydi.
şimdi cinnet saatlerimde,masalsı sesin kulağımda...
o ilk şarkının notaları kadar yakınımda,
tahta iskelede ilk öpüşün kadar taze,
o şarap kadar kan kokulu,
yıldızlarımız kadar sakin,
düşlerimiz kadar ölümcül...
gece yarısı sahil kayalıkları kadar ıssızım şimdi.
herşeyini derin maviye açılan karanlıklarımda unuttun.
ama sende ne kaldı?
sadece hiçbirşey....

1/6/2008

kalyon

kalyon

 

bir kayıplıktır düş dediğin

dünya sallansa ne çıkar

iplerimi nehrin kıyısına astım

iplerimde seni astım

anlamadınmı hala

sen ölüsün artık

yollar uzasa ne çıkar

yolculuk hali sarar tüm vakitlerimde

yola ne hacet

ben çoktan gittim...